<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322290886245094544</id><updated>2011-10-01T09:41:25.745-07:00</updated><title type='text'>Zinjanthropus boisei</title><subtitle type='html'>Yazarı Şafak Mert'in, yaşam bilimleri başta olmak üzere, çeşitli bilimsel ve toplumsal konulardaki bilgi ve görüşlerini paylaştığı bir internet günlüğüdür. Günlük olmasına rağmen hergün bir şey olmayabilir.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322290886245094544/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Şafak Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04918272790936550363</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>9</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322290886245094544.post-6850822002215941679</id><published>2011-05-24T16:50:00.000-07:00</published><updated>2011-05-28T16:22:46.046-07:00</updated><title type='text'>Ne Kadar Az Zaman Geçmiş !</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;Mart ayında başlanılan bir yazı nasıl olur da mayıs sonunda hala bitmez? Sanırım cevabını buldum. Eğer beş para etmez konu ve kişiler hayatınıza mecburiyetlerinizin kapısından zorla giriyorsa ve her an yaşam enerjinizi çalan samimiyetsiz, kendince çok zeki ve yaptıklarının bir halt olduğunu zanneden tiplerle burun buruna yaşamak zorunda kalıyorsanız, işte o zaman eliniz kolunuz bağlanır. Kimse bilmeyecek de olsa, sizin için önemli&amp;nbsp;olan bir konuda, boşluğa bir selam yollamakta bile böyle gecikirsiniz. Aşağıdaki yazı işte bu sızıyla yazıldı, daha doğrusu bitirildi.&amp;nbsp;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Genelde tersini söyler ve hayıflanırız. Oysa ki geçen zamanın (daha doğrusu sürenin) azlığı, çokluğu öznel bir histen öte bir ölçüm değeri taşımaz. Ancak konu insanoğlunun uzaya ilk çıkışı olursa ve üzerinden daha ancak 50 yıl geçtiyse, geçen zamanın azlığı kaçınılmaz bir hissiyat oluyor. 2000 yılına girdiğimiz günlerde kendimizi yıldız savaşları çağına giriyor gibi hissetmiştik ya hani, meğerse atmosfer dışına kafamızı uzatalı daha ancak 41 yıl geçmişmiş.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Apollo 16 astronotlarından Charli Duke'un "In The Shadow of the Moon" (Ayın Gölgesinde) belgeselinde söyledikleri insanın aklına takılmayacak gibi değil "Babam Wright kardeşlerin ilk uçuşundan (17 Aralık 1903) hemen sonra dünyaya gelmiş, benim gerçekten aya gittiğime zar zor inandı, fakat oğlum Tom 5 yaşındaydı ve ona göre aya gitmek çok da büyük bir iş değildi (Kendi cümleleriyle: &lt;i&gt;My father was born shortly&amp;nbsp;after the Wright brothers.&amp;nbsp;He could barely believe&amp;nbsp;that I went to the Moon. But my son, Tom, was five.&amp;nbsp;And he didn't think&amp;nbsp;it was any big deal&lt;/i&gt;)".&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Uçmak insanlık için çok önemli bir ilerleme olsa da&amp;nbsp;Wright kardeşlerin 1903'te gerçekleştirdikleri şey felsefi olmaktan çok teknik bir ilerlemeydi. Çünkü insanlık sıcak hava balonlarıyla olsa da, 21 Kasım 1783'ten beri uçuyordu. Ayrıca uçabilen başka canlıların da var olması bunu insanı derinden ve felsefi olarak sarsacak bir şey haline getirmemiş olabilir. Sanki hep biraz aşina olduğumuz bir şey. Ancak&amp;nbsp;12 Nisan 1961'de yaşananlar çok çok farklı bir başarının öyküsüdür. 27 yaşındaki genç bir Sovyet subayı olan&amp;nbsp;&lt;b&gt;Yuri Alekseyevich Gagarin&lt;/b&gt;&amp;nbsp;tamamen dünya dışına çıkan ilk insan olmuştur. Üstelik sadece dünya dışına çıkmakla kalmamış, kararlı bir&amp;nbsp;yörüngeye&amp;nbsp;oturmuş ve bu yörüngede tam bir dünya&amp;nbsp;turu&amp;nbsp;tamamlamıştır. Kendisinden yaklaşık bir ay sonra (5 Mayıs 1961'de) uzaya çıkan ilk&amp;nbsp;ABD'li&amp;nbsp;olan Alan Shepard'ın "Freedom 7" adlı uzay aracının sadece dikine bir doğrultuda (teknik tabirle balistik bir yörüngede) atmosfer dışına çıkıp sonra yeniden dünyaya düşerek döndüğünü de belirtelim. Bu nedenle bu ikinci yolculuk amerikan halkı açısında psikolojik bir&amp;nbsp;önem&amp;nbsp;taşısa da teknik olarak Gagarin'in uçuşuyla kıyaslanabilecek bir uçuş değildi.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Biraz düşününce bu gezegende evrimleşmiş bir canlının bu gezegenin dışına çıkıp bakması garip geliyor. Çocukluğumdan beri astronomi, havacılık ve uzay uçuşları konusunda okuduğum için hiç işin bu boyutuna bakmadığımı yeni fark ediyorum. Büyük bir hevesle meselenin içine dalarken yapılanların "gerçek" anlamını kaçırıyor insan.&amp;nbsp;Mesela şu soruların insanın aklına takılmaması mümkün mü, alışmakla içselleştirmek aynı şey mi? Yaptıklarımız bizi ne kadar yeniden üretti? Transistör'ü, bırak onu buzdolabını yapalı kaç yıl oldu? Bunlardan ne çıkardık. Nerdeydik nereye geldik?&amp;nbsp;Adeta "Doktor Who" gibi düşündüğümüzü, o olgunluğa (veya&amp;nbsp;her ne ise o hale) ulaştığımızı sanmakta çok mu aceleciyiz? Belki de elini evrene dokundurmayı başarmış bir "Doktor Who" hayalimiz bile gerçekleri öğrendikçe çok komik ve karikatürize gelmeye başlayacak. Çünkü o kadar bugünkü bize ait ki! Fakat belli ki oralara daha çok yol var. İnsanlık olarak geldiğimiz noktada sadece, "bugün doymayı ve yarın yaşamayı" umarken ne kadar&amp;nbsp;cüretkâr&amp;nbsp;hayaller kuruyoruz!&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yaptıklarımız dışına çıkıp bakmak daha iyi anlamamızı mı sağlıyor? Yoksa sadece komediyi fark etmemizi mi? İşte bunu bilemiyorum. Tek söyleyebileceğim şey, kendine cesaret vermek için kahramanlık ve insanlık türküleri söyleyerek bu dünyayı terk eden ilk insan olan&amp;nbsp;&lt;b&gt;Yuri Alekseyevich Gagarin&lt;/b&gt;'e 50 yıl sonra "selam olsun" demektir.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322290886245094544-6850822002215941679?l=safakmert-bilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/feeds/6850822002215941679/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/2011/05/ne-kadar-az-zaman-gecmis.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322290886245094544/posts/default/6850822002215941679'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322290886245094544/posts/default/6850822002215941679'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/2011/05/ne-kadar-az-zaman-gecmis.html' title='Ne Kadar Az Zaman Geçmiş !'/><author><name>Şafak Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04918272790936550363</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322290886245094544.post-3146318016170255688</id><published>2011-03-17T16:24:00.000-07:00</published><updated>2011-05-24T16:51:33.010-07:00</updated><title type='text'>Derin Yırtıklı Bir Ülke İçin Ar Damarı Dikme Operasyonlarında Tecrübeli Cerrah Aranıyor</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir kaç gün önce yüce Türk adaleti tarafından cezalandırıldım. Suçum; bir şirketin ücretli TV yayınlarını internetten kaçak olarak yayınlamak. Ceza; internet sayfama erişimin durdurulması. Hükmü veren mahkeme; bilmiyorum. Hükmü veren yargıç; bilmiyorum, tanımıyorum ve hiç görmedim. İddia makamı olan savcı;&amp;nbsp;bilmiyorum, tanımıyorum ve hiç görmedim. Avukatım; yoktu. Savunmam; yapmadım, daha doğrusu yapamadım çünkü sorulmadı ve hatta mahkemeden bile habersizdim! Çok mu abarttım? Hayır! Aynen böyle oldu. Bir müddettir yazmamı ve hatta blog siteme erişmemi dahi engelleyen "blogger.com" yasağından söz ediyorum.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hukukçu arkadaşıma danıştım. "Ben neden ceza aldım?" Mesleği bu olanlar bile bunun nedenini anlamış değiller. &lt;b&gt;Türkiye'de 4 milyon blogger hesabı olduğu bilgisi haber bültenlerine yansıdı.&lt;/b&gt; Hepsi blogger.com domain'i altındalar. Bir iki tanesi bir özel şirketin TV yayınını çalmışmış, sanki umurumda. Akçalı konularda itişmeler. Tam bir mide bulantısı. Ama asıl bulantı sonrasında. Çünkü yüce Türk adaletinin zemzemle yıkanmış mahkemesi karar vermiş "kapatın!" diye. Teknik olarak mümkün değilmişmiş de ancak hepsini birden erişime kapatmışlarmış. Bak seeennn. Hukuken işleyiş böyle mi peki? Cevap, hayır! Mahkeme bu blogların suçunu tespit ederse, domain sahibi google'a bunların faaliyetini durdurma yazısını yollarsın. Google takmadı mı? O zaman tazminat davasını google'a karşı açarsın ve bu kadaaaarrr haklıysan alırsın yüz milyon dolarını oturursun. Bana ne sizin aranızdaki husumetten? Bir mahallede bir kişi hırsızlık yapsa, tüm mahalleyi hapse mi atacaksınız? Sonra da kalkıp bunu teknik olarak ayırt etmek mümkün değil diye izah edeceksiniz. Biz de yedik.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Peki ne oluyor? Kanun yanlış desek o bile değil! İstedikleri an, her tür hukuk dışı kararın altına &lt;i&gt;vatan millet sakarya&lt;/i&gt; üçlemesini yapıştırıp sınırları aşan hukuk sistemimizin elini kolunu bağlayan bir şey de yok. Yukarıda aktardığım tazminata dayalı yol hukuken herkesin izleyeceği ve muhtelif davada da izlediği bir yol. En azında sorduğum hukukçulardan öğrendiğim bu ve gayet mantıklı. O zaman insanın aklına ister istemez başka şeyler geliyor. &lt;b&gt;Mesela TV'lerde yayınlanan 30-40 saniyelik reklam vakitlerinin bile milyon dolarlara satıldığı biliniyor. 4 milyon blogger'cuyu, yerli blogcu.com sitesine taşısanız bunun değeri ne olabilir?&lt;/b&gt; TV'lerle ulaşamayacağınız kadar büyük bir kitleye &lt;b&gt;"Vestel HD LCD TV"&lt;/b&gt; reklamı yapmış olursunuz (en azından az önce baktığımda sitenin girişinde bu reklam vardı). Sonra da milyonları sayarsınız (tabi ki kast ettiğim şey milyonlarca blog kullanıcısı. Aman yanlış anlaşılmasın).&amp;nbsp;Tabi bu sadece bir akıl yürütme! Amaaaa.... offff beee ;) hişşşş ;) (tamamen duygusal).&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Elbette ki yüce Türk adaletinin her hangi bir şekilde yanlış karar vermiş olabileceği ve veya sayın hakim ve savcılarımızın en ufak bir yanlış davranış içine düşmüş olabileceği, iddia bile edilemez&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;(*)&lt;/span&gt;. Ben de buna katılmam. Fakat zaten bu site artık yasaklı ve erişime kapalı olduğu için &lt;i&gt;&lt;b&gt;"yok hükmünde"&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; sayılacağından (zira hiç kimse ulaşamaz ve ulaşılması başlı başına yasa dışı bir davranış olacağı için söz konusu olamaz) ben de aklıma gelen bu türlü fanteziyi iş bu hayali mekanda yazıya dökmüş bulunuyorum. Güzel ve şarkıdaki kadar &lt;i&gt;&lt;b&gt;"bir başka"&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; olan ülkem için de acilen cerrah arıyorum. Cerraha ihtiyaç duymayacak sayın yetkilileri de, değil bir suçu olması, benim gibi bu davadan haberi&amp;nbsp;bile&amp;nbsp;olmayan 4 milyon insanın sitesini yasaklayan bir karara imza atanlar hakkında adli işlem yapmaya davet ediyorum.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-small;"&gt;(*)&lt;/span&gt;&amp;nbsp;Son zamanlardaki&amp;nbsp;bol yaygaralı tartışma programlarından alıntıdır.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322290886245094544-3146318016170255688?l=safakmert-bilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/feeds/3146318016170255688/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/2011/03/derin-yrtkl-bir-ulke-icin-ar-damar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322290886245094544/posts/default/3146318016170255688'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322290886245094544/posts/default/3146318016170255688'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/2011/03/derin-yrtkl-bir-ulke-icin-ar-damar.html' title='Derin Yırtıklı Bir Ülke İçin Ar Damarı Dikme Operasyonlarında Tecrübeli Cerrah Aranıyor'/><author><name>Şafak Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04918272790936550363</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322290886245094544.post-5319904122026765701</id><published>2011-03-01T17:57:00.000-08:00</published><updated>2011-03-17T16:33:37.887-07:00</updated><title type='text'>Ne Başlık Koyacağımı Bile Bilemedim (Ama komiktir, bu kesin)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sevgili dostum Altan Görkem Gürcan, bana mail atıp "gördün mü" demiş. Dediği şey &lt;a href="http://www.facebook.com/l.php?u=http%3A%2F%2Fwww.uludagsozluk.com%2Fk%2F%25C5%259Fafak-mert%2F&amp;amp;h=d12ef2CVjTHRYdbFZurid6vlXJQ"&gt;şu linkte&lt;/a&gt;. Ufak bir cevap yazayım dedim ama galiba biraz uzadı. Dahası tam da günlüklük oldu. Benim evrim teorisi ile ilgili TV programlarım hakkında edilen kelam ile ilgilidir. Kimileri beni ukala bulmuş. Bunun üzerine yazdıklarımdır. Buyrun:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Evet, zamanında görmüştüm. Çünkü Onur Can bahsetmişti. Ama ilk defa böyle bir şeyi hiç sallamayıp, dert anlatmaya kalkışmadan şunları düşünmüştüm.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ortada bir teknik yenilik var, internet. Bu teknik yeniliğin etkilerini iki farklı toplumu kıyaslayarak incelersek (bu etkileri incelemek için de, sonucunda ortaya çıkanları incelersek);&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Batıda wikipedia oluşmuş. Her bilginin kaynağının gösterildiği. Referansların yazarlardan başka gönüllülerce dikkatle tekrar incelendiği. Her isteyenin özgürce girip, girdi ekleyip yazar olabilmesine karşın, son derece iyi işleyen bir temel düzenin, yine tamamen demokratik ve evrimsel bir süreç sonucunda geliştirildiği bir yapı. Tüm konu başlıkları, neyin nerde olduğunu bildiğiniz belirli bir düzen içerisinde ve bu düzeni denetleyen bir sıkıyönetim savcısı filan da yok. Sonuçta dünyada hemen herkesin kaynak olarak kullandığı bir bilgi bankasının ortaya çıkışı. Buna rağmen hala herkese açık ve aynı zamanda güvenilirlik konusunda ciddi biçimde sorgulanmaya devam edilen ve hatta bazen bu konuda denenen bir oluşum. NOT: Bir gazeteci şöyle bir güvenilirlik denemesi yapmıştı. Bir ünlünün ansiklopedi kaydına girip bu kişi yaşadığı halde vefat ettiği tarihi yazdı. Ve kamuoyunda oluşan "aaa ölmüş mü?" tepkisinden yola çıkarak ağır bir eleştiri yazısı kaleme aldı. Özellikle bazı gazetelerin bu bilgiyi teyit etmeden kullanmasını yerden yere vurdu. Buna rağmen wikipedia hala güvenilir. Hala referanslı (yani kaynak belirtilen ve ispat konulan bir üsluba sahip) ve hala herkese açık demokratik bir ortam. İsteyen girip yazabiliyor ve buna rağmen rezalet çıkmıyor. Dahası eleştirilebiliniyor da.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Doğuda (Türkiye'de) ise ekşisözlük olmuş. Hemen hemen hiçbir bilginin kaynağı yok. Kaynağı olan nadir şeyler de hemen tamamen çeşitli gazetelerin internet sayfalarına yönlendirilmiş linkler halinde, kendine has bir çeşit kaynak bilgisi içeriyor, o kadar. Tüm bu ilkellik ve öznelliğe (subjektiflik veya kişisel bakış açısına dayalı fikirlere) karşın yazarlığı&amp;nbsp;da&amp;nbsp;kesinlikle ve kesinlikle herkese açık değil. İttihat ve terakkiye üye olurcasına bir prosedürden geçmeniz gerekiyor. Birinin sizi refere etmesi, denenmeniz ve onaylanmanız vs. Sonuçta da bir cami ahalisinin nas suresine inat edermişçesine kulaktan kulağa yaydığı fısıltılardan daha değerli ya da daha yüksek bir güvenilirliğe sahip olmayan bir laf yığını ortaya çıkıyor. Üstelik bu yığın kendi içinde çelişen hatta gergin bir zıtlığa sürüklenen veriler de içeriyor ve çoğu zaman çeşitli rezaletler de çıkıyor. Bu yığını üretenler de kendilerini aydın, kendileri ile aynı işi yapan cami kalabalığını ise gerici diye niteliyor (KONU İLE ALAKASIZ NOT: Bu iki kalabalığın, kendilerinden 1400 yıl önce yaşadığı halde bu fısıltıların toplumsal yaşamda yarattığı sıkıntıları nas suresi ile aktaran Hz. Muhammed'i tartışırkenki temel kavga noktaları ise, onun bir yüce yaratıcının sesini gerçekten duyup duymadığı! Maaşallah, maaşallah).&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yani? Yani Altan'cığım teknik tek başına bir anlam ifade etmiyor. Seninle, galiba 5 yıl kadar önce verdiğimiz bir seminerdeki temel vurgu noktamız olan bu kanımızda, ne kadar haklı olduğumuzu bir kere daha gösteren bir örnekten başka bir şey değil bu yazılar. Al sana ukalalık :) &amp;nbsp;Öyle olmaz böyle olur :)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu arada şimdi tekrar okuyunca hatırladım. Uludağ sözlükteki o ilk yazıyı okuyunca çok gülmüş ve diğerlerine bakmadan kapatmıştım sayfayı, çünkü yazı şöyle; &lt;b&gt; "şafak mert: bir biyoloji profesörü olan turan güven e biyolog demiş ve uyarılması halinde de "fark etmez, ikisi de aynı benim için" diyerek boka sarmaya devam etmiş, benim için çok büyük emeğe saygısızlık yapmış tv'de ünvanı yazılmayan bilmem neyin bıdıbıdısı olan insan. (derininsan, 26.04.2010 21:55)". &lt;/b&gt; Ama düşündüm taşındım programda böyle bir şey olmamıştı. Zaten insan biyoloji profesörüne biyolog dediği için uyarılmaz ki, çünkü zaten o kişi biyologdur. Deli saçması bir cümle. Sonra fark ettim neden bahsettiğini. Turan Güven, yanlış hatırlamıyorsam insanın atalarına ait kemikler üzerinden yapılan yüz hatlarını çıkartma çalışmaları için hayal ürünü demişti. Tabi ki bu ciddi ve dünyada büyük yaygınlığı olan bir bilim dalıdır. Fakat Turan bey kahvehane tayfası ağzıyla &lt;b&gt; "aslı astarı bi guru gafaya bakıp da iskeletin yüzünü nerden anlayacan gardeşim" &lt;/b&gt; edebiyatı yapınca ben de cevap vermeye kalkıştım. Tam o esnada bu uludağ sözlük zevatı gibi tiplerin beyinciklerini mıncıklamayı iyi bilen Yiğit Bulut &lt;b&gt; "ama yanlış diyorsunuz daaa, bunu söyleyen bir profesör" &lt;/b&gt; demesin mi? Ben de bunun üzerine &lt;b&gt; "beni kimin profesör olduğu ilgilendirmez, bu ülkede darbe sonrası generallerin emri ile profesör olanlar da var, makama, mevkiye bakmam" &lt;/b&gt; demiştim. Sonra da bir yığın zırıltı kopmuştu. Bilenler bilir, Turan Güven, Alparslan Türkeş'in arkadaşıdır (ayıp değil elbet). Kendisinin öğrencilik yıllarında ankara üniversitesi kampüsündeki anti-komünizm faaliyetleri meşhurdur. Zannedersem saygısızlık ettiğimiz emekten bunlar kastediliyor. Yine herkes iyi bilir ki, bu ülkede bir akşam lise tarih öğretmeni olarak yatıp ertesi gün tarih profesörü olarak uyanan insanlar çoktur. Ve tüm bunlardan yukarıdaki koca karı sözlüğü yazarının anladığına bak, &lt;b&gt; "biyoloji profesörüne, biyolog denmez"! &lt;/b&gt; &amp;nbsp;ya ne denir? aaa pardon yaa, uludağ fiskos masası yazarı haklı, adamın tek makamı profesörlüğü şimdi sen buna olmadığı halde biyolog dersen, &lt;b&gt; "sen hiç bir şeysin" &lt;/b&gt; demiş oluyorsun. Ve bu varolmayan muhabbeti bir şekilde(?) duyan ve bir de bunu sözlüğüne madde yapan zevatın takma adı, yani nickname'i ne olsa beğenirsin? &lt;b&gt; "derininsan"!!! &lt;/b&gt; :)) Şimdi buna ağzınla gülersen yazık olmaz mı?&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Burada iki talihsizlik var aslında. Birincisi bu ilk programdan aylar sonra, daha bir iki hafta önce NTV haberde yayınlanan bir haber. Adli tıp enstitüsünün baş iskeletinden kimliği bilinmeyen kişinin yüzünü üreterek kimliğini bulma çalışmalarının yapıldğı bölümünün tanıtım haberi. Adana'da bir ceset bulmuşlar. İki yıl olmuş öleli. Yüzünün tahmini bir görüntüsünü üretmişler. Kayıp ilanlarındaki kişilerle karşılaştırınca adamı bulmuşlar. O kadar tanınıyor gerçekten. Yani hata payı, elbette sıfır değil ama çok düşük. DNA testi ile de kimliğini doğrulamışlar. Bak şimdi aynı ülkede, devletin bu konu üzerine kurduğu enstitü var ve o ülkenin porofesörü diyor ki &lt;b&gt; "olmaz böyle saçmalık"&lt;/b&gt;. Ben itiraz edince de... yukarıdaki komedi işte daha ne diyeyim.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İkinci talihsizlik ise çok tarihi. Kısa bir belgeseli bile çekilir. Malum uluslararası suç örgütü reisinin adamlarıyla programa çık, sıkıştıklarında sürekli olarak &lt;b&gt;"tek bir canlı hücre yaratabilir misiniz?"&lt;/b&gt; sorusuna muhattab ol ve dünyanın ilk yapay canlı hücresinin üretildiği haberi ertesi gün düşsün medyaya. Ah be Craig Venter hocam, bir gün yaaa bir gün! Bir gün önce açıklasan olmaz mıydı? :))&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;yaaaa&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;derin insan&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;derin insan&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;derin insan&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;derin insan&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Dur be, belki de derin, yani vücut örtümüz olan deri anlamında, deri'n insan. Yani bir kişinin derisinin insan olması anlamında mı? Yok be ne kadar zorlasan buradan bir şey çıkmaz :)) ...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;deri ninsan, cık. Yine olmuyor.&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322290886245094544-5319904122026765701?l=safakmert-bilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/feeds/5319904122026765701/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/2011/03/ne-baslk-koyacagm-bile-bilemedim-ama.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322290886245094544/posts/default/5319904122026765701'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322290886245094544/posts/default/5319904122026765701'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/2011/03/ne-baslk-koyacagm-bile-bilemedim-ama.html' title='Ne Başlık Koyacağımı Bile Bilemedim (Ama komiktir, bu kesin)'/><author><name>Şafak Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04918272790936550363</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322290886245094544.post-1798686287370183887</id><published>2011-02-19T19:06:00.000-08:00</published><updated>2011-03-17T16:36:45.236-07:00</updated><title type='text'>Nihayet! ve Emeği Geçenlere Teşekkürler</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2004 veya 2005 yılı idi. Bir kardeşime bilgisayar toplamak için Ankara'nın tanınmış bilgisayar satıcılarından birine gittik. Burası hem toptancı hem de&amp;nbsp;perakendeci&amp;nbsp;olarak çalışıyordu. İşlemci, ana kart, RAM vs derken parçalar toplandı. Ancak son liste önüme uzatıldığında konusu bile geçmeyen bir ürünün satılacaklar listesine eklenmiş olduğunu gördüm. Aslında dikkat etmeyebilirdim de ama görmüş bulundum. Microsoft şirketinin bilmem ne model bir Windows'u! &lt;b&gt;"Bir dakika bunu istemiyoruz"&lt;/b&gt; dedim. Sen misin bunu diyen! Karşımdaki terbiyesiz &lt;b&gt;"hiç bir bilgisayarı buradan sistemsiz çıkartmıyoruz, yasak"&lt;/b&gt; dedi. Üstelik de bunu azarlayarak ve oradaki herkesin duyacağı kadar yüksek bir sesle söyledi. Bir de, zorla ürün satmaya çalışan bir kişi olduğu halde utanmadan, kaçak CD'lerden filan bahsetmeye kalkışınca, elim ayağım titreyerek kağıdı masasına atıp kapıya yöneldim. Yanımdaki heyecanlı kız çocuğu ve annesi kapının önünde bunun ne demek olduğunu sordular. Dedim ki &lt;b&gt;"hani sizin evdeki eski bilgisayar var ya. Onun içinden çıkan sarı yaldızlı Windows CD'sini hatırlıyor musunuz? İşte onu yeniden satmaya çalışıyorlar"&lt;/b&gt;. &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Yanlış hatırlamıyorsam 200 küsur dolar + KDV! Ufaklığın itirazı&amp;nbsp;üzerine&amp;nbsp;annesi dayanamayıp &lt;b&gt;"lanet olsun, neyse alalım gitsin"&lt;/b&gt; dedi. Bense &lt;b&gt;"o zaman karar sizin ben girmeyeyim, istiyorsanız siz alın"&lt;/b&gt; dedim. Bir taraftan da kendi kendime tedirgin olmadım desem yalan olur. Aklımda sürekli şu düşünce &lt;i&gt;&lt;b&gt;"ulan ya evdeki CD çalışmazsa? Aldırmadın bize windows'u bak şimdi çalışmıyor derlerse?"&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;. Sonunda windows satın alındı ve evdeki yaldızlı CD'ye kardeş geldi!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu ticari terör yıllardır her türlü kanuna karşın büyük bir hırs ile sürdürülüyordu. Kaçak Windows CD'leri ile mücadele etmek sanki bizim görevimizmiş gibi sürekli suçlanıyor ve aldığımız her bilgisayarın için ödediğimiz paranın bir kısmının Microsoft şirketine gitmesine katlanıyorduk. Örneğin ben Linux kullanıcısıyım. Hem laboratuvardaki hem de evdeki bilgisayarımda TÜBİTAK'ça geliştirilen PARDUS 2011 kurulu. Zaten kullandığım çoğu bilimsel program Windows ortamında ya yok ya da çok zor çalışıyor. Şimdi ben neden kullanmayacağım bir şeye yüzlerce dolar para vermek zorundayım? Armut almaya gittiğiniz manav size zorla elma da satsa ne yaparsınız? Hele bir de &lt;b&gt;"elmayı almayacağım"&lt;/b&gt; dediğinizde sizi hırsızlıkla suçlasa?&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ancak nihayet güzel bir haber geldi.&amp;nbsp;Pardus Kullanıcıları Derneği Başkanı Av. Nihad KARSLI açtığı davayı kazanmış ve bilgisayar ile birlikte zorla satılan Windows ürününü iade edip bu ürün için alınan paranın faizi ile birlikte iadesi kararını aldırmış! Kendisini tebrik etmiyorum. Çünkü asıl yapmamız gereken kendisine ve kararı veren mahkeme heyetine teşekkür etmektir. Çünkü hepimizi büyük bir beladan kurtarmış durumdalar. Haberi Linux ile ilgili harika pratik bilgiler edinebileceğiniz&amp;nbsp;&lt;a href="http://trlinux.org/"&gt;http://trlinux.org&lt;/a&gt;&amp;nbsp;sitesinden aldım. &lt;a href="http://trlinux.org/?p=489#more-489"&gt;Bu linke&lt;/a&gt; tıklayarak tamamını okuyabilirsiniz. Ancak Linux Kullanıcıları Derneğinin aynı kaynaktaki basın açıklamasını buraya ekliyorum.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;"Linux Kullanıcıları Derneği Basın Açıklaması&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;Günümüzde satın alınan bilgisayarların çoğu ile birlikte kullanıcıya&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;seçenek sunulmadan satılan Microsoft Windows işletim sistemini&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;istemeyerek, söz konusu işletim sisteminin iadesini isteyen ve iade&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;talebinin kabul edilmemesi nedeniyle Ankara 1. Tüketici Mahkemesine&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;başvuruda bulunan Pardus Kullanıcıları Derneği başkanı ve Linux&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;Kullanıcıları Derneği üyesi Av. Nihad Karslı, 2008 yılında açmış olduğu&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;davayı, 14 Aralık 2009 saat 10.25′te ilgili mahkemenin ürün ile beraber&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;alınması zorunlu hale getirilmiş olan Microsoft Windows işletim&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;sisteminin ederinin faiziyle birlikte iadesine karar vermesiyle&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;kazanmış oldu.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;Ülkemizde ve birçok ülkede her bilgisayar satışıyla beraber bir işletim&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;sistemi satılıyor ve genelde aynı olan bu işletim sistemlerine lisanslı&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;olarak zaten sahip olunduğu halde ya da hiç kullanılmadan GNU/Linux,&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;BSD ve benzeri birçok özgür işletim sistemi kurularak silindiği halde&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;defalarca para ödemek zorunda kalınılıyor. Özellikle sadece özgür&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;yazılım kullanan insanların, satın aldıkları bilgisayar ile birlikte&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;dayatmacı bir üslup ile satılan Windows işletim sistemini bir kez bile&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;kullanmadan çöpe atıyor olması ve bilgisayarların Windows işletim&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;sistemi olmadan satın alınmak istenildiğinde, yetkili kişilerin olumsuz&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;bir şekilde yanıt vermesi uzun zamandır derneğimiz üyeleri başta olmak&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;üzere &amp;nbsp;birçok bilgisayar kullanıcısının mağduriyetine yol açmaktadır.&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;Bu hukuksuzluğu durdurmak için derneğimiz üyesi ve Pardus Kullanıcıları&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;Derneği başkanı Av. Nihad Karslı tarafından dava açılmıştır. Davada&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;işletim sisteminin bilgisayarın ayrılmaz bir parçası olmadığı ve&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;tüketicinin tercih etme hakkı olduğunun savunulmuş, dayatılarak satılan&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;işletim sisteminin ederinin iadesi istenmiştir.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;Bu davanın sonucu olarak özgür işletim sistemi kullanıcıları gibi yasal&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;işletim sistemi lisanslarına sahip kullanıcılar &amp;nbsp;dava açmak yerine,&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;satıcı firmanın zorluk çıkarması durumunda, mahkemenin verdiği örnek&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;karar ile tüketici heyetine başvurarak, masrafsız bir şekilde&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;istemediği işletim sistemini iade ederek ederini geri alabilir. Bu&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;davanın sonucuyla beraber beklentimiz, özgürlüğünü kullanan bilinçli&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;bilgisayar kullanıcılarının oluşması, ülkemizde uluslararası firmaların&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;kendi ülke hukuklarına göre hazırladığı son kullanıcı sözleşmelerinin&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;değil, Türkiye Cumhuriyeti yasalarının geçerli olduğunun bilinmesidir.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;Saygılar&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: blue; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;Mustafa Akgül"&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ben geçen sene Ubuntu'nun başarılı sürümleri sayesinde, microsoft'a teşekkür edip ayrıldım. Çünkü Windows ve Ubuntu'yu yan yana kullandığım bir yıl boyunca Windows'u neredeyse hiç açmamaya başladığımı fark ettim. Sonunda da boş yere disk alanı kaplıyor diyerek Windows'u sildim. Şimdi ise hala hayran ola ola PARDUS 2011'i kullanıyorum. Tek kelimeyle muhteşem ve Türkçe dil desteği olan değil gerçekten Türkçe olan bir sistem. Hemen her şeyi İngilizce yapmaya alışmış olan bana bile ne kadar güzel göründü bilemezsiniz. Ayrıca benim gibi profesyonel işi bilimsel araştırma olan birisi için kullandığı en iyi bilgisayar sisteminin TÜBİTAK tarafından geliştirilmiş olduğunu bilmenin ne kadar moral verici olduğunu anlatamam. Herkese tavsiye ederim. Kazanılan dava sayesinde bir kamu kurumu olan TÜBİTAK tarafından hepimiz için geliştirilen ve paralı benzerinden daha iyi, daha güvenli ve daha kolay olduğu tüm bilgisayar bilimi uzmanlarınca kabul edilen bu sistemi kullanmak istediğinizde,&amp;nbsp;kimse&amp;nbsp;size zorla malını satmaya kalkamayacak. &lt;a href="http://www.pardus.org.tr/indir/"&gt;Bu linke&lt;/a&gt; tıklayıp Pardus 2011'i indirebilir ve kullanabilirsiniz.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Av. Nihad KARSLI ve emeği geçen herkese tekrar sonsuz teşekkürlerimle...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322290886245094544-1798686287370183887?l=safakmert-bilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/feeds/1798686287370183887/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/2011/02/nihayet-ve-emegi-gecenlere-tesekkurler.html#comment-form' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322290886245094544/posts/default/1798686287370183887'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322290886245094544/posts/default/1798686287370183887'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/2011/02/nihayet-ve-emegi-gecenlere-tesekkurler.html' title='Nihayet! ve Emeği Geçenlere Teşekkürler'/><author><name>Şafak Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04918272790936550363</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322290886245094544.post-696733506122364775</id><published>2011-01-14T01:31:00.000-08:00</published><updated>2011-03-17T16:37:10.499-07:00</updated><title type='text'>Başkasının Derdiyle Gerilmek</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu akşam (13 Ocak 2011) ünlü "Yorum Farkı" programında daha aydın ve daha demokratik görüşlerin savunucusu sıfatıyla, karşısındaki Mehmet Barlas'tan daha geri, tutucu ve anti demokratik olmayı başararak gönüllerde taht kurmuş sayın Prof. Dr. Emre Kongar hocamız yeni bir inci daha üretti. Nasıl mı? Şöyle.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sayın hocamız ABD'deki siyaset ortamının zenci karşıtı grupları hakkında bilgi verirken yanlışlıkla &lt;b&gt;"zenci"&lt;/b&gt; kelimesini kullanıverdi. Yanlışlıkla böyle yazmadım, çünkü kendisinin bir saniye sonraki çıkışından anlaşıldı ki bu kelimeyi gerçekten de yanlışlıkla kullanmış. &lt;b&gt;"Zenci"&lt;/b&gt; kelimesi ağzından çıktıktan sonra aynen şöyle devam etti &lt;i&gt;&lt;b&gt;"zenci dememek lazım, siyah diyelim"&lt;/b&gt;&lt;/i&gt;. Ne alaka? Zenci kelimesi ne ara kullanılmaması gereken bir kelime oldu? Tabi ki hiçbir zaman!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Muhtemelen 15 yıl kadar önce, elde sözlük, ingilizce konuşmaya çabaladığım bir ders sırasında, kendisi de Afrika asıllı bir Amerikalı olan hocamız Eno Wilson'a hitaben &lt;b&gt;"negro"&lt;/b&gt; kelimesini kullanmıştım. Kendisi gülümseyip, bu sözcüğü sözlükte bulduğum gibi kullandığımı bildiğini ancak artık bu kelimenin batıda hakaret kabul edildiğini, onun yerine &lt;b&gt;"black"&lt;/b&gt; yani &lt;b&gt;"siyah"&lt;/b&gt; kelimesinin kullanıldığını söylemişti. Elbette ki batı dünyasının tarihi ve zencilerle kurdukları ilişkiler dikkate alındığında &lt;b&gt;"negro"&lt;/b&gt; kelimesinin, zenci insanlara karşı takınılan tavırlarla birlikte nasıl insanlık dışı bir hale düşüp, argo sıfatını kazandığını anlamak zor değildi. Ancak bizde &lt;b&gt;"zenci"&lt;/b&gt; kelimesi ne ara hakaret oldu? &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şöyle bir durup düşünce, Kongar ve onun gibilerin, Kürt meselesi gibi kendi yerel sorunlarımızda takındıkları tavırla, başkasının sorunu olan &lt;b&gt;"negro / black"&lt;/b&gt; ayrımı gibi konularda ki hassasiyetleri arasındaki uçurum çok acı geliyor. Zira sayın Kongar'ın yasal yollarla yürütülen Kürt siyaseti konusunda adeta bir DGM savcısı gibi konuştuğu bir kaç ay evvel ki programlar hala hatırımda. Bizde aydın olmak ucuz. Komşun aç yatsın, işkencede ölsün dert değil. Sen başkasının derdiyle geril ki dostlar alış verişte görsün. Namın demokrat diye yürüsün!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322290886245094544-696733506122364775?l=safakmert-bilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/feeds/696733506122364775/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/2011/01/baskasnn-derdiyle-gerilmek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322290886245094544/posts/default/696733506122364775'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322290886245094544/posts/default/696733506122364775'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/2011/01/baskasnn-derdiyle-gerilmek.html' title='Başkasının Derdiyle Gerilmek'/><author><name>Şafak Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04918272790936550363</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322290886245094544.post-397574597212460711</id><published>2011-01-03T19:35:00.000-08:00</published><updated>2011-01-03T19:35:46.767-08:00</updated><title type='text'>Linux Kullanmak için 173(!) Sebep</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;b&gt;"Sabahın 5'inde aklına bu mu geldi, yazacak?"&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; diye sormayın. Çünkü aklıma değil, başıma geldi! Bundan 1,5 - 2 yıl kadar önce bir Windows bilgisayar taşınabilir diskimin MFT (Master File Table) isimli dosyasında bir hasar yaratıp, bir diğeri de bunu onarmak için 15GB kadar yedeklenmemiş veriyi silmeden önce ben de bilgisayarlara güvenirdim.&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt; Bu şok edici arızayı gidermek için başvurmadığım yol kalmamıştı. Ancak en kötü süpriz, windows açılırken beliren ve &lt;i&gt;&lt;b&gt;"bir diskinizde inceleme yapılıyor, isterseniz iptal edin ama hiiiiiçç önermiyoruz"&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; minvalinden mesajın aslında o sıralar dosyalarımı kurtarıyorum diyerek parçalar halinde anlamsız bir klasörün içine yığarak bir daha kullanılamayacak şekilde tahrip eden bir sürecin teşvik mesajı olduğunu öğrenmemle yaşandı. &lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu acı tecrübenin ardından geçen zaman, hataları imkansızlaştıracak bir teknolojiyi yaratmadı elbette. Ancak afili bir MacBook'un bu akşam gelip de 1,5TB'lık taşınabilir diskimi komple ulaşılamaz kılması, insanda ister sitemez KanalD'nin dejenere Yaparak Dökümündeki Ali Rıza bey gibi kalp kirizlerinden felçlere sürekleniyormuş hissine neden olabiliyor. İşin bu kadar can sıkıcı olmasının temel nedeni (bu diskteki 1000GB'ın üzerindeki verinin elimdeki dosyaların en düzenli ve bir kısmı için tek kopyasını içeriyor olması haricinde), sizi saatler değil, günler boyu sürebilecek kurtarma çabalarına itiyor olması. İnsan bir noktadan sonra bilgisayarları tamir etmek ve/veya dosyaları düzenlemekle geçen zamanın, bilgisayardan gerçekten faydalandığınız zamanın üzerine çıktığını fark ediyor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İlk kötü tecrübeden sonra, yaşadığım bu ve benzeri sorunlara Linux kullanarak çözüm bulabileceğimi öğrenip, ufaktan ufaktan denemelere başlamıştım. Ancak Pardus veya Ubuntu sistemlerini hep Windows XP'nin yanında, ikinci bir işletim sistemi olarak denedim. Yaklaşık 2-3 ay önceki bir diğer Windows format şenliği(!) sırasında &lt;i&gt;&lt;b&gt;"ne yapıyorum ben yahu"&lt;/b&gt;&lt;/i&gt; diyerek tamamen Linux'a geçtim. Artık sadece Ubuntu kullanıyorum. Veee bu akşam yaşadığım, ilkini 100'e katlayan sıkıntıyı, tüm araştırma ve öğrenme çalışmaları dahil çözüme ulaştırmam sadece 5 saat sürdü. Dahası artık benzeri bir hatayı 15-20 dakikada halledebilirim. Aslında artık Linux kullandığım için bu tür hataların olma olasılığı da zaten son derece azaldı. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İşte bu inanılmaz başarıyı doğru olana cesaretle adım atmış olmama borçluyum. Windows'tan ilk ayrılışın yarattığı garip huzursuzluğu hatırlıyorum. Ne kadar ilginç, insan, söz konusu olan teknoloji olduğunda bile çoğu zaman duyguları ve alışkanlıkları ile tavır alıyor. Linux'a geçemek için sayısız sebebim olmuştu. Daha hızlıydı, daha güvenliydi, hatta belirgin ölçüde daha estetikti. Ancak bu sayısız sebep bile alışkanlığımı kırmakta zorlandı. Sonunda kafam kırıldı ve yapmam gerekini ancak o zaman yaptım.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Temel sistemin ücretsizce ve herkesçe ulaşılabilir olduğunu Linux ortamı, hemen herkes için sayısız kullanma sebebi içeriyor. Ben artık sayamadığım için bu akşamki olayı kabaca 173'üncü :) sebep olarak anıyorum.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Daha sonra bu Linux meselesi hakkında ayrıntılı bir şeyler yazacağım.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Not: Tamamen Linux'a geçtiğim ilk günlerde sanki korkuyormuşçasına bir sanal makina programı ile Ubuntu içinde Windows kurup arada bir onu da çalıştırmıştım. İşin garibi hayatımda gördüğüm en hızlı açılıp kapanan ve hatasız çalışan Windows'un bu hayali kurulum olmasıdır. Daha ne diyeyim :)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322290886245094544-397574597212460711?l=safakmert-bilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/feeds/397574597212460711/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/2011/01/linux-kullanmak-icin-173-sebep.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322290886245094544/posts/default/397574597212460711'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322290886245094544/posts/default/397574597212460711'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/2011/01/linux-kullanmak-icin-173-sebep.html' title='Linux Kullanmak için 173(!) Sebep'/><author><name>Şafak Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04918272790936550363</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322290886245094544.post-1038900111357999403</id><published>2010-12-27T05:58:00.000-08:00</published><updated>2011-03-17T16:38:31.136-07:00</updated><title type='text'>AIRE: Mikroekosistemin "Evrimsel Felaketten" Korunma Kalkanı</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bağışıklık sistemiyle ilgili olgular, biyoloji biliminin en karışık konuları arasındadır. Bu nedenle bu konularda yazmak, özellikle de yaşam bilimci olmayan bir kitleyi hedef aldığınızda çok çok zordur. Ancak bilimsel içerikli bir blog'um olduğuna göre temel düzeyde fen bilimi nosyonu olan bir kitleyi hedef alarak bu zorluğu aşabilirim zannedersem. Çünkü yazmadan duramayacağım kadar önemli bir konu var. İmmünoloji (bağışıklık sistemi bilimi) her ne kadar hedef patojenlere (hastalık yapıcı canlılara) karşı savunma bilgisinin oluşumu için geliştirilen hücresel çeşitliliğe odaklanmışsa da bu mekanizmanın çok önemli bir ayağının yeterince atıf almadığını düşünüyorum. Uzun zamandır nasıl yürütüldüğü üzerine kafa yorduğum temel bir işlevin yapısı, ufak ufak aydınlatılmaya başlanmış görünüyor. Umarım immünoloji çalışan arkadaşların ilgisini çeker. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Gelişmiş omurgalı hayvanların bağışıklık sistemi, evrimsel biyoloji bilgimizin bir özetini sunar. Her bir hayvanın kendi vücudu ile sınırlı o küçük ekosistemde minyatür bir evrimsel seçilim modeli yaşanır. Kemik iliğindeki kök hücrelerin bölünüp çoğalması ile oluşan çok sayıdaki yavru hücre kendi DNA'larındaki bir bölgeyi rastgele kesip biçerek birbirlerinden farklılaşırlar.&amp;nbsp;Rastlantısal olarak üretilen bu çeşitlilik tıpkı dünyanın büyük ölçekli ekosistemlerindeki gibi dışarıdan bakıldığında anlamsızdır. Çünkü hiç bir mutasyon kendiliğinden iyi veya kötü değildir (aslı astarı A, T, G ve C diye adlandırdığımız 4 tane molekülün sırası ve / veya sayısı değişmektedir ve doğal olarak bu değişimin kendisi, başkaca bir bileşeni dikkate almaksızın bir anlam taşımaz). Ancak çevre koşulların ve ilgili genetik değişikliğin etkisi birlikte dikkate alındığında, bazı canlılarının mutasyonu işe yarar bazılarının ki ise zarar verir (elbette çok sayıda değişiklik de fayda veya zarar vermeksizin anlamsız olarak kalır). Tüm bunlar bağışıklık sistemi hücrelerimizin evrimleştiği mikroekosistemde de aynen yaşanır. Oluşturulan on milyarlarca farklı çeşit B ve T Lenfosit, kan dolaşımına karıştıklarında hedefsizdirler. Zira vücudumuza ne çeşit bir mikrop gireceğini önceden bilmemiz imkansızdır. Doğal seçilimin gücü işte burada ortaya çıkar. Bu sayısız hücre çeşiti içinden biri, vücuda giren mikroorganizmaların yüzeylerindeki moleküllere tutunabilirse, çoğalma sinyali alır ve etkinlik gösterir. Yani sayısız çeşitte hücre üret, hangisi hedefi tanırsa onu çoğalt ve hedefi yok et! Strateji bu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bağışıklık sisteminin bir mikroba karşı verdiği tepki incelense &lt;b&gt;"son derece büyük bir ustalıkla gerçekleştirilmiş bir saldırı"&lt;/b&gt; olduğu düşünülür. Çünkü atom düzeyinde farklılıkları bile algılayabilen ve buna göre hedef belirleyip son derece kuvvetli bir tepki geliştiren bir mekanizma ile karşılaşılır. Ancak o &lt;b&gt;mikrop vücuda girmeden önce bu saldırının bilgisinden eser bile yoktur&lt;/b&gt;. Bu bilgi, süreç içerisinde, işe yarayan hücrelerin seçilmesi ve etkinleştirilmesine dayalı bir seçilim mekanizması ile oluşturulur. Bu nedenle ilk defa aldığımız bir mikrop bizi çok hasta eder. Çünkü ona karşı bir savunma mekanizması oluşturmamız zaman alır. Ortalama bir haftalık bu süre içerisinde, karşı koyamayacağımız bir hızla çoğalan mikroplar kimi zaman öldürücü sonuçlar doğurabilir. Ancak aynı mikrobun ikinci ziyareti ilki kadar etkili değildir. Çünkü ilk seferde geliştirdiğimiz savunma bilgisi, bu bilgiyi taşıyan bazı hücrelerin hafıza hücreleri halinde uzun zaman yaşamaları nedeniyle korunmuştur ve hızlı bir cevap vererek mikrobu temizlememizi sağlar. Aşı olmak tam da bu nedenle harika bir korunma yoludur. Bir mikrobu hastalık üretmesine imkan vermeden vücudumuza tanıtmak anlamına gelir. Tanıtmak, o hedefe karşı seçilimsel bir sürecin yaşanmasına ve bir savunma bilgisi üretilmesine neden olur. Ancak aşı ile vücuda verilen mikrobun hastalık yapma kaabiliyetinde olmayışı, bu hayati bilginin hasarsız üretilmesi şansını yaratır. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Buraya kadar sorun yok. Hemen tüm immünoloji kitapları bu sürecin detaylarıyla doludur. Ancak çok az bir kısmı immünolojik tolerans'ın mekanizmaları hakkında bilgi içerir. Bu ne demek? Bağışıklık isteminin yukarıdaki özetlemeye çalıştığım mekanizmasını ile ilk defa karşılaşmak çok heyecan vericidir. Ancak hemen ardından çok önemli bir soruyu akla getirir. Yüzeylerinde, hedefe bağlandığında onu yok edecek tepkileri başlatacak özelleşmiş protein molekülleri bulunan B ve T Lenfositler bu moleküllerini tamamen rastlantısal olarak üretmiyorlar mıydı? Cevap: evet! Ki zaten bu sayede, bilmedikleri bir hedefe bağlanacak bir çeşitlerinin olması sağlanmıyor muydu? Cevap: yine evet! Peki nasıl oluyor da bu hücrelerin hiç birisi rastlantısal olarak kendi vücudumuzdaki sayısız molekülden birine bağlanmıyor? Bağlanmadığını nereden biliyorsun derseniz, cevap basit. Eğer bağlansalardı kendi vücudumuza mikrop muamelesi yapar ve ölürdük! &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aslında ilk üretildiklerinde çok sayıda hücre gerçekten de vücudumuzdaki değişik moleküllere kuvvetli biçimde bağlanacak yüzey proteinlerini üretmiş olarak ortaya çıkar. Ancak bu hücreler merkezi tolerans denen bir mekanizma ile imha edilir. Yani vücudumuzda rastlantısallığın kurallarının belirlendiği bir mekanizma var. İnsanı ilk öğrendiğinde şok eden bu olaylar zinciri adeta evrime nasıl çalışması gerektiğini "öğretir". Seçilim içinde seçilim yapılır. Örneğin T Lenfositlerimiz kemik iliğinde üretildikten sonra timus bezine yönlendirilir. Burada iki testten gerçerler. Birincisi DNA'larını rastgele değiştirdikleri sürecin sonunda işe yarar bir yüzey proteini üretebilip üretemedikleri ile ilgilidir. Yüzeylerinde işe yarar bir protein molekülü olanlar ikinci teste geçerken diğerleri "ölüm sinyali" alır. Bu programlı ölüme apoptoz (apoptosis) denir. İkinci teste giren hücrelere dendritik hücreler (sinir hücrelerinin dendrit denilen yapılarıyla alakası olmayan bir grup bağışıklık sistemi hücresi) isimli özel bir hücre grubu tarafından vücudumuzda karşılaşabilecekleri hemen tüm moleküller gösterilir. Bir hedefe bağlanabilecek sağlam ve işlevsel bir yüzey proteini üretebilmiş olan bu hücrelerin, kendi vücut moleküllerine bağlananları da burada ölüm sinyali alır ve temizlenir. Böylece geriye sadece &lt;b&gt;yabancı olan moleküllere bağlanma ihtimali olan&lt;/b&gt;, sayısız faklı çeşitte savunma hücresi kalır. Bu hücrelerin kaderi tamamen kör tesadüflerin eline kalmıştır. Tesadüfen ürettikleri yüzey moleküllerinin bağlanabileceği bir hedef molekülü yüzeyinde bulunduran bir mikrobun, yine tesadüfen vücuda girip, o şanslı hücre tarafından tespit edilmesi haricinde bir işlevleri olmayacaktır. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Fakat söylerken çok basit ama uygulamada çok karışık olan bu mekanizmada ilginç bir nokta var ki her dikkatli yaşam bilimci burada çok ilginç bir olay olduğunu fark eder. Çok hücreli hayvanlar her ne kadar tek bir hücreden köken aldıkları için tüm hücrelerinde aynı DNA moleküllerini içerseler de bu moleküldeki bilginin hepsini her dokuda kullanmazlar. Örneğin bir karaciğer hücresi sadece kendisi ile ilgili genleri kullanırken, aynı şey diğer hücreler için de geçerlidir. Elbetteki çok sayıdaki yaşamsal önemi olan gen de, hemen her dokudaki hücre tipinde kullanılır. Burada ilginç olan şey şu; nasıl oluyor da timus bezindeki hücreler vücudumuzdaki tüm hedef molekülleri gösterebiliyor?&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu sorunun iki cevabı var. Birisi, fagositoz. Timustaki dendritik hücreler çevredeki ölü hücreleri ve dolaşım yoluyla gelen hücre artıklarını sindirip onlarda bulunan molekülleri yüzeylerinde gösterirler. Ancak çok uzaktaki ve epeyce yalıtılmış dokulardaki moleküller? Onlar nasıl gösterilir? Bu gerçekten kafa karıştırıcı bir sorundur. Ancak yapılan araştırmalar harika bir sonuç vermiş durumda. AIRE: &lt;u&gt;&lt;b&gt;A&lt;/b&gt;&lt;/u&gt;uto&lt;u&gt;&lt;b&gt;i&lt;/b&gt;&lt;/u&gt;mmune &lt;b&gt;&lt;u&gt;Re&lt;/u&gt;&lt;/b&gt;gulator adı verilen bir protein molekülünün timus hücrelerinin tüm DNA'larını "okumalarını" sağladığı anlaşıldı.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu tür protein moleküllerine transkripsiyon faktörü denir. DNA dizisindeki genlerin hemen önünde bulunan özel dizilere bağlanır ve ilerleyen bölümdeki genenetik şifrenin okunmasını sağlarlar. Her dokuda o dokunun işlevlerine özgü genleri çalıştıracak transkripsiyon faktörleri bulunur. Öyle görünüyor ki "aire" timustaki dendritik hücrelerin örneğin sinir doku hücrelerinde bulunan bir proteinin genini bile çalıştırıp, bu genin ürünü olan proteini yüzeyinde göstermesini sağlıyor. &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Konu henüz her ayrıntısı bilenen bir halde değil. Çalışmaların sürdüğü de kesin. Fakat insanda 545, farede 552 amino asit uzunluğundaki bu proteinin, gelişmiş omurgalı hayvanların mikroekosistemlerini evrimsel bir felaketten koruduğu&amp;nbsp; kesin. Çünkü bu kendine karşı bağışık yanıt geliştirmeme sistemi, yani merkezi tolerans mekanizması çalışmazsa, ölüm ya da en azından ciddi bazı hastalıklar kaçınılmaz. Otoimmün (autoimmune) hastalıklar denilen bu hastalıklarda savunma hücreleri vücudun kendi hücrelerini hedef alıyor.  Örneğin insanları 15-20 yaşlarından itibaren insülin iğneleri ile yaşamaya mahkum eden tip 1 diyabet böyle bir hastalık. Bu hastalıkta vücudun insülin üreten beta hücreleri savunma sisteminin yanlış çalışması nedeniyle yok ediliyor. Bu aşamadan sonra dışarıdan verilecek hormon tedavisi, yani insülin iğnesi olamadan yaşamak mümkün değil.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Otoimmün sistem hastalıklarının listesi uzun. Sinir sistemini çökerten MS'ten tutun da Behçet hastalığına kadar pek çok ciddi hastalık birer otoimmün sistem hastalığı. Aire üzerindeki araştırmalar bu konuda da önemli ilerlemeler sağlayacak gibi görünüyor. Aire ile ilgili harika bir review'a &lt;a href="http://www.annualreviews.org/doi/abs/10.1146/annurev.immunol.25.022106.141532"&gt;http://www.annualreviews.org/doi/abs/10.1146/annurev.immunol.25.022106.141532&lt;/a&gt; bağlantısından erişmek mümkün ("Aire" Annual Review of Immunology Vol. 27: 287-312 (April 2009)). Ayrıca söz konusu gen ve proteinle ilgili genbank linklerine de &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Autoimmune_regulator"&gt;http://en.wikipedia.org/wiki/Autoimmune_regulator&lt;/a&gt; bu adreten ulaşmak mümkün. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322290886245094544-1038900111357999403?l=safakmert-bilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/feeds/1038900111357999403/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/2010/12/aire-mikroekosistemin-evrimsel.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322290886245094544/posts/default/1038900111357999403'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322290886245094544/posts/default/1038900111357999403'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/2010/12/aire-mikroekosistemin-evrimsel.html' title='AIRE: Mikroekosistemin &quot;Evrimsel Felaketten&quot; Korunma Kalkanı'/><author><name>Şafak Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04918272790936550363</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322290886245094544.post-1476849321819769556</id><published>2010-12-14T10:36:00.000-08:00</published><updated>2010-12-27T05:58:56.993-08:00</updated><title type='text'>Flash Haber: CHP'nin Kokusu</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şu an (2010/12/14, 20:27) Deniz Baykal NTV'de konuşuyor. Karşısında Can Dündar. Diyor ki, &lt;b&gt;&lt;i&gt;"partide emek veren insanları dışlayıp, yukarıdaki yönetici çekirdeğe olan yakınlıklarından dolayı, adeta kısa devre yaparak seçilmeyi hedefleyen insanların partinin kişiliğini, kimliğini, kokusunu bozmasından endişe ediyorum"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yani? Yani tecrübe konuşuyor.&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yine de &lt;b&gt;"aman dikkat"&lt;/b&gt; diyesi geliyor insanın. Çünkü günü gelip de hesabını soranlar çıkarsa, &lt;b&gt;&lt;i&gt;"o yaptıklarımın bu kadar kötü işler olduğunu bilmiyordum"&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; deme şansını da kaybediyor sayın Baykal. Hatta öyle şeyler konuşuyor ki şu sıralar, CHP'nin savcısı olsam iddianameyi hazır yazılmış sayabilirdim.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322290886245094544-1476849321819769556?l=safakmert-bilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/feeds/1476849321819769556/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/2010/12/flash-haber-chpnin-kokusu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322290886245094544/posts/default/1476849321819769556'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322290886245094544/posts/default/1476849321819769556'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/2010/12/flash-haber-chpnin-kokusu.html' title='Flash Haber: CHP&apos;nin Kokusu'/><author><name>Şafak Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04918272790936550363</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6322290886245094544.post-8072832771667848469</id><published>2010-05-22T09:51:00.000-07:00</published><updated>2010-12-27T07:53:05.362-08:00</updated><title type='text'>Evrim Tartışmaları, Fatih Altaylı ve Zamanın 100 Yıl Gerisindeki Kafalarımız...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;17-18 Mayıs 2010 gecesi habertürk televizyonunda yayınlanan sansürsüz programının konuklarından birisi de bendim. Konu tahmin edilebileği gibi “evrim teorisi” idi. Fakat bu yazı söz konusu programla ilgili değil. 19 mayıs günü Fatih Altaylı’nın kaleme aldığı bir yazının düşündürdükleri ile ilgili.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Haber sincan “F” tipinden geldi. Sevgili Sarp Kuray ağabeyim “Fatih Altaylı ilginç bir yazı yazmış, bir okuyun isterseniz demiş”. Yazıyı okuyunca bu evrim tartışmalarına, başından beri istemememe rağmen, katılma nedenimin ne kadar da geçerli olduğunu bir kere daha gördüm.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yazı özetle şunları söylüyordu. 1.)Evrim tartışması, sonuca varması mümkün olayan bir “inanç”tartışmasıdır. 2.)“Tanrısal yaratılış” ve “Evrim”, birbirinin zıddı olan kavramlardır. 3.)Tartışmayı evrim teorisini destekleyenler kazanırsa ciddi ve –üstü kapalı olarak işaret edilmiş olsa da- olumsuz toplumsal sonuçları olacaktır. 4.)Evrim teorisini buna rağmen savunanlar bu sonuçları düşünmemektedirler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu kısacık yazı bile bizde batıdaki toplumsal devrimlerin yaşanmayışının acı sonuçlarını gün gibi ortaya koyar. Fatih Altaylı’nın bu fikirlerine çok benzer fikirler batıda 100 yıl kadar önce dile getirilmişlerdi. Bir ingiliz lordunun “Darwin’in söyledikleri doğru veya yanlış olabilir ancak mesele şudur ki eğer doğru söylüyorsa bunu kimse bilmemelidir” sözü meşhurdur (her ne kadar ben söyleyeni hatırlayamasam da). &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Herneyse, biz şu dört önermeyi dikkatlice bir inceleyelim. 1.)“Elmalarla, armutları toplamayın” diyen ilkokul öğretmenimizin sesi daima kulağımızda olmalıdır. Bilimsel gerçekler ve dini inanışlar birbirlerinin alternatifi değildir. Dahası aynı kefede de değerlendirilemezler. Bilim insanlarının bilgileri ve düşünceleri “inanç” değildir. Bunu unuttuğumuzda, elektriğe “inanmadığımızı” fakat onu doğayı dikkatlice inceleyip araştırarak “öğrendiğimizi” ve artık “bildiğimizi” hatırlamamız, bence iyi bir beyin jimnastiği olur.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2.)Evrim teorisi “Tanrı yoktur” diyen bir teori değildir. Zaten bilimin tekniği açısından böyle bir teorinin var olması mümkün de değildir. Evrim teorisi dünyadaki canlı çeşitliliğinin kökenini ve nasıl ortaya çıktığını açıklar. Ve bu konuda ortaya çıkan gerçeklerin hiç bir inanış sisteminin içerdiği fikirlerle uyuşma zorunluluğu yoktur. Dahası zorlayıp, uydurup, bir inanışla uyumlu halde sunulsa bile bir diğeri ile uyuşmuyor olacaktır ki bu saçmalığın sonu yoktur. Yani doğaldır ki bir bilimsel teori bazen bir sosyal inanışla çelişebilir. Örneğin zamanında dünyanın yuvarlak olduğu gerçeği, dünyanın düz olduğu savının fiilen dinin bir parçası olduğu batıda ciddi bir sorun yaratmıştır. Ancak bu tür çelişkilerde bilim dini imhayı hedeflemez. Çünkü hiç bir bilimsel gerçek sosyal alana kural dayatmaz. Ancak sosyal alanda “mutlak doğru” olarak bilinen bazı doğa kavranmaları ile ilgili yeni gerçeklere ulaşılması ile sosyal alandan ilgili konudaki bazı kavramları, artık savunulamaz hale geldikleri için çıkartır. Bu şekilde ortaya çıkan çelişkiler bilimi kendi sosyal doğrularını dikte eden bir ses yapmaz. Aksine toplumları gelişme yönünde değişiklik yapmaya iten “olumlu” bir güç olur. Sonuçta sosyal gerçekleri toplumlar değiştirir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;3.)Bir doğa gerçeğinin geniş toplum kesimlerince anlaşılmasının sonuçlarından endişe etmek nasıl bir kafa yapısıyla açıklanır? Bizdeki demokrat kafaları azıcık zorlayınca ortalığa Musolini Franco düşünüşü dökülüyor. Altaylı’nın kendi ağzından koyalım fikirlerini &lt;b&gt;&lt;i&gt;“Ne olacak onca kutsal kitap? Onca din adamı? Peygamberler? Bunu tartışanlar bu sonuca hazır mı?”&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; Ne mi olacak? Batıda bilim karşısında defalarca kere yenilen kiliseye ne olduysa o olacak. Ya da belki de tüm bunların islamın gizli bilimselliği içinde olduğu anlaşılacak ve tam tersi olacak. Ya da daha doğrusu insanlık gelişmeye devam edecek ve kimsenin çıkıp da “bir gerçeğin gerçek olduğunu herkes bilirse, o zaman ne yapacağız?” demeyeceği bir olgunluğa ulaşacağız. İnsanlık adına neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar vermeye kalkışmayacağımız bir olgunluğa...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;4.)Evrim teorisini gerçeklerin herkesçe anlaşılması ihtimaline rağmen savunanlar bunu tam da böyle olması gerektiğini düşündükleri için yapıyorlar. Gerçekleri öğrendikten sonra ne olacağına toplumca karar vereceğiz. Gerçekleri bulan, bilen ve söyleyenlerin yani bilim insanlarının bile bu konuda ve herkes için genel geçerli bir tasarrufta bulunma hakları yokken köşe yazarlarının bilim insanlarına “toplumu şu, şu kavramlar yokken nasıl yöneteceğiz?” mealinden laflarla uyarıda bulunmaları ne kadar ilkel bir kafanın ürünüdür! Galatasaray lisesi mezunu ve yüzü batıya dönük bir beyefendi için ne ayıp bir tablo!...&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sonuç olarak batının 100 yıl önce tükettiği tartışmaların sonuçları olan kurum ve teknolojileri trasfer etmenin bu tartışmaları yaşamış olan toplumların ürettiği tepkileri üretmemizi sağlamadığı gerçeği gün gibi ortada. Sözde en demokrat kafalarımız bile iş azıcık zora giridğinde, meseleyi kimin neyi bilip ne bilmemesi gerektiği üzerinden çözmeye kalkışıyor. Gerçek anlamdaki bir tartışmadan ise köşe bucak kaçılıyor. O zaman bu yazıyı Fatih Altaylı’nın söz konusu yazısını bitirdiği sözü buraya da alarak bitirelim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;NE ZAMAN ADAM OLURUZ?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tartışmak için tartışmadığımız zaman.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;21 mayıs 2010&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6322290886245094544-8072832771667848469?l=safakmert-bilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/feeds/8072832771667848469/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/2010/05/evrim-tartsmalar-fatih-altayl-ve-zamann.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322290886245094544/posts/default/8072832771667848469'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6322290886245094544/posts/default/8072832771667848469'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://safakmert-bilim.blogspot.com/2010/05/evrim-tartsmalar-fatih-altayl-ve-zamann.html' title='Evrim Tartışmaları, Fatih Altaylı ve Zamanın 100 Yıl Gerisindeki Kafalarımız...'/><author><name>Şafak Mert</name><uri>http://www.blogger.com/profile/04918272790936550363</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
